top of page

Terazi Erkeğini Kendine Aşık Et _ Çiçeği OL

  • Yazarın fotoğrafı: Sümbül  Gazel
    Sümbül Gazel
  • 8 Oca
  • 3 dakikada okunur

Bu Yazı "Aşk Serisi - Terazi Erkeğini Kendine Aşık Et " Kitabından alıntıdır




Ofisimde yazılarıma gömülmüştüm. Saatlerim notlar ve çizimlerle geçiyordu; masam düzenli, zihnim odaktaydı. Kapı hafifçe çalındı ve asistanım içeri girdi. Yüzünde bastırılmamış bir heyecan vardı. “Sizi aramak isteyen biri var,” dedi, “ve bu kez gerçekten sıradan değil.”


Telefonu aldığımda arayan, iş dünyasında adı saygıyla anılan, prestiji ve zarafetiyle tanınan bir kadındı. Büyük bir holdingin CEO’su. Başarılarıyla konuşulan, varlığıyla fark edilen biri. Randevuyu üç gün sonrasına verdirdim. Asistanım hâlâ etkisindeydi; benim içinse bu, işimin doğal bir parçasıydı.


Üç gün sonra, tam saatinde kapı açıldı. Odaya giren kişi gösteriş yapmıyordu. Zaten gerçek güç buna ihtiyaç duymaz. Duruşu netti, bakışı sakin, varlığı ölçülüydü. Klasik çizgiler içinde zarif, sade ama pahalı olduğu hemen anlaşılan bir şıklık… Sessiz ama ağırlığı olan bir hâl.


Karşıma oturdu. Konuşmak için acele etmedi. İnsanların çoğu başarılarını anlatır; o, susarak bile kim olduğunu söylüyordu. Kısa bir duraksamadan sonra söze girdi. Tonu kontrollüydü ama geldiği yer belliydi: Hayatında ilk kez, alıştığı denge çalışmıyordu.


Anlattıkları bir ilişki krizi değildi. Hayatı düzenliydi, başarılıydı, kontrol elindeydi. Aşkta da eksik bir hikâyesi yoktu. Sevildiğini biliyor, değer görüyordu. Ama bu kez başka bir şey vardı. Tanımlayamadığı bir çekim. Sessiz ama zihnini meşgul eden bir bağ. Terazi erkeği.


Onunla birlikteyken güçlü kaldığını, hatta daha derli toplu hissettiğini söyledi. Ama uzaklaştığında zihninin durmadığını… Söylenmemiş cümlelerin, yarım kalan bakışların peşine düştüğünü fark ettiğini anlattı. Alışık olmadığı sorularla baş başa kalıyordu.


“Hayatım dengelidir,” dedi. “Ama bu adamla ilgili mesele denge değil… belirsizlik.”


İşte danışmanlık tam burada başlar.


Bu bir aşk meselesi gibi görünür ama değildir. Bu, Terazi erkeğinin karşısındaki kadında açtığı bilinç alanıdır. Ne duygusal bir sarsıntı, ne de klasik bir bağlanma. Daha çok, kontrol etmeye alışkın bir zihnin ilk kez ölçemediği bir alanla karşılaşmasıdır.


Terazi erkeği, karşısındaki kadını zayıflatmaz. Aksine, onu alışık olduğu güç biçiminin dışına davet eder. Ve güçlü kadınlar için asıl zorlayıcı olan da budur.


Bu kitap tam olarak buradan konuşur.


İşte danışmanlık tam burada başlar.


Söylediklerini bitirdiğinde acele etmedim. Ne bir cümle ekledim ne de bir soru sordum. Bazı anlar vardır; konuşursan dağılır, susarsan derinleşir. Bu an onlardan biriydi. O da fark etti. Sessizliğe itiraz etmedi.


Terazi erkeğini anlatmıyordu aslında. Kendinde uyanan bir hâli tarif etmeye çalışıyordu. Onunla birlikteyken hiçbir şey eksilmiyor, hatta her şey yerli yerinde duruyordu. Ama uzaklaştığında zihni, alışık olmadığı bir biçimde çalışmaya başlıyordu. Ne bir kriz vardı ne de somut bir problem. Sadece çözülemeyen bir his.


“Beni zorlayan şey,” dedi, “ne istediğini bilmemek değil. Ben her zaman ne istediğimi bilirim. Bu kez bilsem bile… yeterli olmuyor.”


İşte burası önemliydi.


Bazı ilişkiler insana bir şey ekler. Bazıları bir şey alır. Terazi erkeği ise çoğu zaman hiçbir şey yapmadan, yalnızca varlığıyla kadının kendi terazisini görünür kılar. Kadın, alıştığı güçle orada durabilir; ama o güç artık tek başına yeterli gelmez.


Ona bunu söylemedim. Henüz değil. Çünkü bu bilgi erken verilirse anlamını yitirir. Önce kişinin kendisinin bu farkındalığa yaklaşması gerekir.


Anlattıkça sesindeki netlik bozulmuyordu ama cümle aralarında küçük boşluklar oluşuyordu. Normalde durmadan ilerleyen bir zihin, ilk kez duraklıyordu. Bu duraklar, kelimelerden daha çok şey anlatır.


“Onunla ilgili somut bir şikâyetim yok,” dedi. “Hatta çoğu insan için ideal sayılabilecek biri. Ama yine de… bir şey tamamlanmıyor.”


Tamamlanmayan şey ilişki değildi. Tamamlanmayan, tanımdı.


Bazı erkekler kadının duygularını karıştırır. Bazıları güven duygusunu sınar. Terazi erkeği ise tanım alanını bozar. Kadın, kendini hangi kelimeyle konumlandıracağını bilemez. Güçlü mü, etkilenmiş mi, mesafeli mi, ilgili mi… Hepsi var ama hiçbiri tek başına yeterli değildir.


O an masadaki deftere ilk kez uzandım. Bir not almak için değil; konuşmanın yönünü değiştirmek için.


“Bu durumu bir sorun gibi çözmeye çalışmayacağız,” dedim. “Çünkü bu bir sorun değil.”


Başını hafifçe kaldırdı. İlk kez bakışlarımız net biçimde buluştu.


“Bu,” diye devam ettim, “senin alışık olduğun dengeyle değil, başka bir terazide durman gerektiğini fark ettiğin bir eşik.”


Bu cümleyle birlikte odadaki hava değişti. İnsanlar genelde çözüm duymak ister; o ise doğru yere konduğunu hissetmek istedi. Ve bunu hissettiği anda omuzları fark edilmeden gevşedi.

Danışmanlık artık başlamıştı.

Bundan sonra konuşacağımız şey Terazi erkeği olmayacaktı sadece. Onunla temas eden kadının neden bazı yerlerde durduğunu, neden bazı yerlerde ilerleyemediğini ve en önemlisi, neyi korumaya çalıştığını ele alacaktık.

Çünkü bazen insan bir ilişkiye değil, kendi dengesine sadık kalmaya çalışır.

 Ve bu sadakat, sandığından daha pahalıya mal olabilir.

Yayıncı - Yazar | © Sümbül Gazel | Telif 2025-2026 | Her hakkı saklıdır

bottom of page